İslam kültüründe hutbe diye bir kavram vardır bilindiği üzere. Hutbe, aslında hitabe demektir. Fakat her hitabe ‘hutbe’ değildir. Hutbe, İslam'ın en önemli namazının bir parçasıdır ve fıkıh dilinde hutbesiz Cuma namazı sahih sayılmaz. Çünkü hutbe, İslami siyasî yönetimin (ulu’l-emr) haftalık açıklamalarını içerir. Hutbeyi dinlemek Cuma namazını kılmak kadar, hatta ondan da önemlidir.
Son yılların ABD başkanları ‘hutbe’nin önemini kavramış görünmektedirler. Zira en önemli mesajlarını, ABD yapımı hutbelerle vermektedirler. Bunun için öncelikle hutbe irad edecekleri stratejik yer tespit edilmektedir. Önce ülke, sonra şehir, sonra da toplantı mekânı ustalıkla belirlenmektedir.
ABD Başkanı Barak H. Obama 6 Nisan 2009 tarihinde ülke olarak Türkiye, şehir olarak Ankara, mekân (bir nevi câmî) olarak TBMM’yi seçmişti, hutbe irad etmek için. İki ay sonra, 4 Haziran 2009’da ise, “İslam dünyasına seslenmek” için Mısır’ın başkenti Kahire’de hazır ve nazır oldular. Kahire Üniversitesi’nin kubbeli salonunda Mısır’ın, Arap ülkelerinin ve İslam âleminin önemli isimleri cem oldular ve büyük bir nezaket içerisinde Başkan Obama’yı dinlediler. Dinleyenler arasında Müslüman Kardeşler Partisi"nin ‘radikal milletvekilleri’ ve İKÖ Genel sekreteri Ekmelüddin İhsanoğlu gibi ünlü isimler de vardı. Gazetecilerin şehadetine göre konuşma sırasında Obama on beş defa alkışlandı. Bu alkışlar bana, Kerîm Kitab’ın, Kâbe etrafında namaz kılan Kureyşliler’in namazlarını benzettiği alkışları anımsattı…
Obama konuşmasına selamla başladı. “Allah'ın selamı üzerinize olsun” dedi. Pek çok İslamî metaforu kullandı. Bu sebeple konuşmasını ‘metaforik konuşma’ diye adlandıranlar oldu. Kur'an’dan üç ayet okudu. Böylece konuşması, ‘İslam dünyası’nın önemli bir merkezi olan, model ortağı Türkiye'de, “ABD Başkanı Barack Obama İslam dünyasına tarihi nitelikte mesajlar verdi” şeklinde yansıdı.(1) Obama Hz. Muhammed'in adını anınca salâvat getirmeyi unutmadı: “peace be upon him” (sallallahü aleyhi vesellem) dedi.
ABD Başkanı, “ABD ile Müslümanlar arasındaki güvensizlik döngüsünün son bulması gerektiğini,” “Müslümanlarla ABD arasında karşılıklı saygı ve ortak çıkara dayanan yeni bir başlangıç” yapmak gerektiğini, bunun için Kahire'ye geldiğini söyledi. Obama’nın Kahire çıkartmasını, yapıcı mesajlar verdiği;(2) olağanüstü olumlu konuşma yaptığı; inançları dışlamayan, dengeli bir dünya anlayışına sahip olduğu(3) şeklinde alıp baş üstü edenler olduğu gibi; bayatlamış lafları art arada dizmesi(4) ve “Obama’nın yeni bir başlangıç temalı şovu”(5) gibi değerlendirenler de oldu.
Obama, TBMM’deki konuşmasında Amerika'nın İslam ile savaşta olmadığını ve hiçbir zaman olmayacağını belirten sözlerine atıfla, aynı iddiasını yinelemiştir. ‘Ama’ diyor ABD Başkanı ve ekliyor: “Ancak bizler, güvenliğimize büyük tehdit oluşturan şiddet yanlısı köktencilere acımasızca karşı geleceğiz. Çünkü biz tüm inançlardan insanların reddettiği aynı şeyi; masum erkek, kadın ve çocukların öldürülmesini reddediyoruz. Ve benim Başkan olarak ilk görevim Amerikan halkını korumaktır.”(6)
Neymiş efendim? ABD başkanı, güvenliklerini tehdit eden ‘köktencilere’ karşı gelmeye devam edecekmiş, hem de bu hususta acıma diye bir kelime lügatlerinde yokmuş! Obama ‘güvenliğimizi’ derken çoğul olarak ‘biz’ zamirini kullanıyor. Acaba ‘biz’le kastedilen ABD halkı mıdır, yoksa ABD ve sizler, Mısır ve diğer Müslüman kavimler midir? Eğer kastı, ülkesi ve halkıyla ABD ise, bu mesajı kendi ülkesinden de veremez miydi? Yok, eğer kastı Müslümanlarsa, köktencilerden ayırdığı (tenzih ettiği) ılımlı ‘müslüman’ kitlelere, “beraber yürüdük biz bu yollarda!” mesajını mı vermektedir?
ABD Başkanı, hem Müslümanları, hem de Amerikalıları aşırılığın her türüne karşı koymaya çağırmaktadır. Eğer bir ABD başkanının ajandasında ‘şiddet’in ne olduğuna dair bazı notlar varsa, hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, listenin başında ‘İslam’ kelimesi bulunmaktadır. Dolayısıyla Obama, kendileriyle birlikte ‘müslüman’ toplulukları da İslam'a karşı olmaya, dahası, İslam’la savaşmaya davet etmekte, bu daveti de Kahire Üniversitesi salonunda alkış tufanının kopmasına sebep olmaktadır.
‘İslamcı köktenciler’, Obama’nın ABD’nin kaderdaşı gibi gösterdiği Müslüman toplumların güvenliklerini tehdit eden şiddet yanlıları oluyor ama nedense dünyanın her yerini kan gölüne çeviren ABD’nin kendisi şiddet yanlısı olmuyor! Bu nasıl hükmetmedir böyle? Bu nasıl bir arlanmazlıktır? Obama’yı, önceki ABD başkanlarından da utanmaz yapan, yüzünün renklenmesini maskeleyen derisinin rengi midir ki!
Bu arada, köktencilik karşıtlığında Obama’dan ileri giden ılımlı İslamcıların memnuniyetleri her hallerinden okunmaktadır. Öyle ya, zaten onlar bugünler için var kılınmışlardı. Bunun için ‘Anadolu sermayesi’ni, ‘Anadolu halkının alın teri’ni toplamışlar ve Amerika güdümlü uluslararası çıkarların hizmetine sunmuşlardı. Sakla samanı, gelir Zaman’ı vaziyetleri yani…
Obama'nın köktencilik anlayışını en iyi şu cümlesi ele vermektedir: “Afganistan ve Pakistan'da, olabildiğince çok Amerikalıyı öldürmekte kararlı şiddet yanlısı köktencilerin kalmadığına emin olursak, askerlerimizin her birini seve seve eve getiririz.”(7) Meğer köktenci de kimmiş, Amerikan askerlerini öldürmeye azmetmiş Afgan ve Pakistan gençleriymiş! Bir zamanlar bizde bu gençlerin yaptığına ‘milli mücadele’ denmişti. Daha da ekliyor Obama, diyor ki, bu insanların yaptıkları insan haklarıyla ve İslam'la bağdaşmamaktadır!
Kısacası Obama, aşırıların anlayış görmeyeceği, özgürlükçülüğün yaygınlaşacağı bir dünya önermektedir.(8) Eksik olmasınlar…
Obama’nın Kahire konuşması, yeni dünya düzeninin 1,5 milyar Müslüman’ı küreselleşme sürecine entegre etmekte kararlı ve ısrarlı olduğunu göstermektedir.(9) Bunun için ‘Müslüman’ adı verilen bu deneklerin Obama’nın konuşmasını içselleştirmeleri, benimsemeleri ve özümsemeleri beklenmektedir! Yeni dünya düzeninin politikası, “Laik bir İslam modeli”ni tüm bölgede desteklemek ve bu iş için Türkiye'yi örnek yapmaktır.(10)
“İslam asla güçlenmemeli, yerkürede yeniden siyaseti belirleyen bir faktör olmamalıdır.” İşte bu temel gaye ile ABD ve onun şahsında bütün bir batı medeniyeti, Kur'an İslamı’na karşı, kendi elleriyle besleyip büyüttüğü ılımlı İslam'ı saldırtmaktadır. Bu mücadele, sadece Obama’nın gidip de Kahire’de bir konuşma yapmasıyla sınırlı değildir. Mesela Ezher Üniversitesi’nin ılımlı İslam’ı yaymak maksadıyla bir televizyon kurmakta olduğu bildirilmektedir. Kararı ABD Başkanı Obama’nın Mısır’ı ziyaretinden önce açıklayan Ezher ulemasından Şeyh el-Guindi, amaçlarının “aşırılıkla mücadele” olduğunu söylemiştir. İngilizce, Arapça ve bilahare Türkçe yayın yapacağı bildirilen Ezherî adlı televizyon kanalının finansmanını Libyalı bir işadamı sağlamaktaymış.(11)
Buna paralel olarak, Mısır’da bir süredir, Müslüman gençlerin radikalleşmesini önlemek için, “İslam’la ilgili doğru bilgiye ulaşabilecekleri” bir telefon hattının kurulduğu, İngiltere’de de Mısır’ın bu hattının örnek alınarak bir telefon hattı kurulduğu haber verilmektedir. (12)
Türkiye'de ise Kur’an İslam'ı ile mücadele için gazeteler, televizyonlar ve başka bazı teşekküller kurulalı yıllar oldu. Bu yayın kuruluşları sayesindedir ki Obama'nın, Müslüman kadının başını örtmesinin batıda eşitsizlik olarak algılandığı, oysa asıl eşitsizliğin bir kadının okuma hakkının elinden alınması olduğuna dair bir cümlesi derhal, “ezber bozan” olarak yankı bulmaktadır.(13) Obama'nın Müslüman kadının başını örtmesini haklı bulucu(!) bu nutku, onun yönettiği devletin İslam düşmanı olduğu gerçeğini pekâlâ örtebilmektedir. Aslında bu, ABD’nin mahareti olmayıp, fikir ve akide namusunu az bir metaya satan kimselerin hıyanetidir. Çünkü Obama ne kadar makyajlasa da, ABD’nin örtü şahsında İslam düşmanlığı gizlenebilecek bir gerçek değildir. Obama aslında, ılımlılığı güçlendirmekte, -Yasemin Çongar’ın tespitiyle- köktenciliğin işini zorlaştırmaktadır. Kısacası Obama, ‘demokrasi düşmanları’nın işini zorlaştırmaktadır.(14)
Obama’nın Kahire konuşması, Gazeteci yazar Ali Bulaç’a, Napolyon’un Mısır’ı işgali ile onun arasında bir alaka kurdurmuş. Napolyon Mısır halkına şöyle hitap etmiş:
“Ey Mısırlılar! Size, benim buraya dininizi yıkmak için geldiğim söylenecektir. Bu açık bir yalandır, inanmayınız. Zalimlere benim buraya gaspedilmiş haklarınızı iade için geldiğimi, Allah'a Memlüklerden daha fazla inandığımı ve Hz. Muhammed ile hayranlığımı celbeden Kur'an-ı Kerim'e saygılı olduğumu söyleyiniz. Nerede verimli arazi, kıymetli elbiseler, güzel esirler ve mükemmel evler varsa, hepsi Memlüklere ait. Eğer Mısır onların çiftliği ise Allah'ın bunu onlara verdiğine dair tapu senetlerini göstersinler. Allah adildir ve merhametlidir. Bundan böyle herkes idareye ortak olacak ve mutlu şekilde yaşayacak.”
“Ey şeyhler, imamlar ve diğer önde gelenler! Halka Fransızların da hakiki Müslüman olduklarını ve Osmanlıların şevketli padişahı ile her zaman dost bulunduklarını söyleyiniz. Amacımız, padişaha asi olan Memlükleri ezmektir. Bize hemen destek verecek olanlar müsterih olsunlar. Fakat Memlüklere katılacak olanların vay haline! Onlar için hiçbir kurtuluş yoktur, dünyadan izleri silinecektir.”(15)
Demek ki iki asır önce Mısır’ı ele geçirmek istediğinde Napolyon’un köktencileri Memlükler’miş! Buna karşın şeyhler, imamlar ve onlara bağlı halk kitleleri de Napolyon’un takdirini kazanmış ılımlılar sınıfını oluşturmaktadır. Fakat garabete bakın ki, Napolyon’la bugünkü Obama’nın siyasetini karşılaştırmada tam isabet kaydeden entelektüeller, bugünün ‘şeyh’, ‘imam’, ‘hocaefendi’ gibi Obama’nın işbirlikçilerini görmezden gelmektedirler. Bu kanaatimizi, Ali Bulaç’ın şu sözleri sonuna kadar desteklemektedir:
“Bu sözlerin ferasetleri zayıflamış Müslüman ahalinin ne kadar hoşuna gittiğini tahmin etmek güç değil. Nitekim Fransızlar, pek de zorlanmadan Mısır'a girdiler, girişlerinden sonra Mısır'da sömürgecilikle katmerlenecek karanlık bir tarih başladı. Fransa, eğer Napolyon'un bu yumuşak sömürgeci politikasını takip etseydi, İngilizlere büyük fark atacaktı. Fransa Üçüncü Cumhuriyet'le jakoben bir kimliğe büründü. Napolyon'un hedefinde ‘Memlükler’ vardı, Obama'nınkinde ‘aşırılar’. Bugün ABD, geleneksel İngiliz ve Fransız sömürgeciliği arasında bir stil tercih etme durumundadır. Bu, ‘geleneksel modernlik’ ile ‘küresel modernlik’ arasındaki anlayış farkından kaynaklanıyor. Bill Clinton küresel modernlikten yanaydı; Bush her şeyi altüst etti. Obama ise yeni bir dil kurmak istiyor. Kahire konuşması, Napolyon'un bildirisine hiç de yabancı değil.”(16)
Obama’nın Neo-Napolyon rolündeki dili, Filistin meselesinde daha da belirgindir. ABD Başkanı, İsrail ile bağlarının sağlamlığını hatırlatıyor, Yahudi halkının en büyük soykırıma maruz kaldığını, altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğünü, fırınlarda yakıldığını anımsatıyor. Zihinlerde tam da acınacak bir İsrail manzarası oluşturduğu anda, İsrail’e, Batı Şeria'daki yerleşim birimi inşasına, Filistinlilere ise, şiddete son vermeleri çağrısında bulunuyor! Yani ‘şiddet’ demek Gazze’nin kurşun yiyen çocukları demektir! İsrail’e gelince, onlar ebediyen masum bir halktır! Obama’nın bu tutumu, Amerika’nın Orta Doğu politikalarını belirleyen birinci öncelikli faktörün İsrail olduğu(17) gerçeğini bize bir kez daha öğretmektedir.
Obama askeri gücün tek başına Afganistan ve Pakistan işgaline, daha doğrusu bu iki ülkeyi baştan sona kendilerine zihinsel köle yapmaya yetmeyeceğini bildiği için, Pakistan'ı okul, hastane, yol ve iş yeri inşasıyla kuşatma projesinin ‘müjdesini’ vermektedir. “Yerlerinden olan” dediği, oysa yerlerinden ettikleri yüz milyonlarca kişiye yardım için, önümüzdeki 5 yılda, her yıl için bir buçuk milyar dolar yatırımda bulunacaklarmış! Demek ki Türkiye mahreçli bu ‘okul’ tuzağı, neo-sömürgecilikte iyi tutmuş ki, Afganistan-Pakistan hattında da uygulanması düşünülmektedir. Böylece, Amerika'nın yıktığı Müslüman onurunu, ‘Pakistan halkının alın teri’ masalıyla ‘Amerikan İslamcıları’ tamir edeceklerdir!
ABD Başkanı Barak Obama, yaklaşık bir saat süren konuşmasında Ahzap, 70; Maide, 32 ve Hucurat, 13 olmak üzere Kur'an’dan üç ayet okumuş. Hac kurban bayramına denk geldi diye haber yapan bir kültürden gelen Türk entelektüellerinin “Rabbi’ni bil, doğrudan hiçbir vakit ayrılma” diye verdikleri(18) Ahzap suresinin 70. ayeti, “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin!” anlamına gelmektedir. O, bu ayeti okumakla Müslümanlara, kendisinin hep doğruları söylediği ve söylemeye devam edeceği mesajını vermiş, Müslümanları da doğruluğa davet etmiş olmalıdır; ‘doğru’ ABD’nin ‘doğru’ başkanı olarak!
Okumaktan arlanmadığı Maide suresinin 32. ayeti, aslında Obama'nın bütün yalanlarını yüzüne çarpmakta, bindiği dalı kesen bir testereye dönüşmektedir. Şöyle ki: Obama, “masum bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş sayılır, bir insanı kurtaran, tüm insanlığı kurtarmış sayılır” sözleriyle ayetin sadece bir kısmına atıf yapmıştır. ABD başkanı Kur'an cahili olduğu için, doğal olarak, Kur'an'ın bu ayetinin sanki bizzat onun devletini uyarmak için gelmişliğini bilemezdi. Ayet, bir insanı öldürmenin ya da yeryüzünde fesat çıkartmanın karşılığı olmaksızın bir insanı öldürenin, bütün insanlığı öldürmüş hükmünde olduğunu haber vermektedir. Irak’ta, Afganistan’da ve Pakistan’da bir değil, yüz binlerce insanı öldüren, Filistin’de İsrail ölüm makinesini çalıştıran ABD, bütün insanlığı bir kere değil, yüz binlerce kez öldürmüş hükmündedir. Aslında ABD sadece milyonlarca insanı değil, insanlık mefhumunu öldürmektedir. Namus ve şerefi beş paralık etmekte, sevgi, saygı, adalet, merhamet, iffet, utanma, mahremiyet gibi hayata dair ne kadar yüce kavram varsa hepsini tarumar etmektedir. Karınlarındaki gayrı meşru çocukları doğurmak istemediği için, gelin bizi öldürün diye feryat eden Iraklı annelerin çığlıklarını Obama hiç duymamış olabilir mi?
Öte yandan, Maide suresinin 45. ayeti kısas’ı farz kılmakta, Bakara suresinin 179. ayeti ise toplumu yaşatacak hayat ilkesi anlamına geldiği müjdesini vermektedir! Şu halde ABD Başkanı bilmeli ki, eğer Müslüman kavimlere yaptığı vahşetten dolayı oranın insanları, yanlış hedef seçmemek kaydıyla, gerçek direnişler yaparlarsa bu, Obama’nın okuduğu ayet mucibince kısas sayılmalıdır. Müslümanlara, onların kitaplarıyla vaaz veren Obama’nın devletini o Kitap mücrim, zalim ve kafir saymaktadır.
Obama, Hucurat suresinin 13. ayetini de Müslüman halklara, insanlığın barış içinde ve bir arada yaşayabileceği başlıklı bir masal anlatmak maksadıyla, istismar etmiştir. İstismardır çünkü Ebu Gureyb hapishanesinde ve Guantanamo kampında, sırf Müslüman oldukları için, yeryüzünde akla gelebilecek en aşağılık, en ahlaksız işkenceleri yaptıran bir devletin yeni başkanı, insanların birlikte ve barış içinde yaşamalarından dem vurmakta ve bu masalı dinletebilmek için de, üç ayet okumaktadır. Obama, Kur'an ayetlerini kirli siyasetlerine, zalim yönetimlerine alet etmiştir. Önceki ABD Başkanı Irak'a harekât başlatırken ‘Haçlı Seferi’nden söz etmesine karşın, şimdiki, konuşmasını Kur'an'dan ayetlerle süslemiş ya, işte bu, kimi masal-severlere göre, “ciddi bir değişimin ve farklı yaklaşımın ifadesi”dir ve “özlemi duyulan barışın kutsala inanan toplumlar arasında tesisi mümkündür”! (19)
Kimileri de, Obama’nın masal anlattığının bilincinde olmakla birlikte, rolü icabı, Obama fenomenini deşifre edenlere tepki göstermektedir. Bu anlayış, Ali Hamanei’in Obama’nın konuşmasını tepkiyle karşılamasını, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Müslümanlarının yüreklerinin dibinde Amerika’ya karşı bir nefret olduğunu söylemesini, “kireçlenmiş bir kafa yapısına sahip bulunmak ya da iflah olmaz, tedavisi imkânsız bir ‘Amerikan karşıtlığı’ ile malûl olmak” şeklinde mahkûm etmektedirler.(20) Aynı yazar, Obama’nın konuşmasından heyecan duymayanlara “Tabii ki, Müslümanların biricik temsilcileri İran Rehberi, Lübnan şubesi ve Hamas’ın da kaynağı olan Mısır’daki köktendinciler değil ve bunların Türkiye dâhil, kimi Batı ülkelerindeki ‘garip yatak arkadaşları’ndan oluşmuyor. Kocaman bir İslam dünyası var” sözleriyle, ılımlı ‘müslüman’ limanlarına sığınıyor. ‘Köktenci unsurlar’a hitaben demek istiyor ki, siz alkışlamazsanız alkışlamayın, Obama'yı mesihî umutlarla alkışlayacak, Türkiye, Mısır ve diğer Müslüman bölgelerde, satın alınmaya elverişli yeteri kadar ılımlı molla, Beyaz Saray kapı kulu hocaefendi ve entelektüel vardır!
Kahire konuşması vesilesiyle kimi ılımlı mahfillerde Obama’nın gizli Müslüman olup olmadığı tartışmaları yapıldı. Doğrusu bu kadar saçma bir tartışmanın neresinden tutmak gerektiğini insan şaşırıyor. Obama gizli değil, açıktan Müslüman olsa ne yazar ki? Bizler, ondan daha aşikâr(!) ‘müslüman’ olan, ama icra ettiği siyasetle batının Ortadoğu’daki üssü rolünü oynayan nice yöneticileri görmedik ve görmüyor muyuz? ‘Müslüman’ bir toplum, Müslüman kılıklı siyasi kadrolar tarafından hakkıyla aldatılmakta değil midir? İslami siyasi düşünce ve İslam akidesi, yine Müslüman olduğunu söyleyen kimseler tarafından sulandırılmıyor mu? Üç tane ayet okumakla bir ABD Başkanı nasıl Müslüman olmaktadır? Hâlbuki Bush’un Iraktaki işbirlikçisi Irak’lı yöneticiler, Afganistan ve Pakistan’ın hâlihazırdaki yöneticileri, kısacası İslam ülkesi denilen ülkelerin bütün yöneticileri tabi ki yerine göre, ihtiyaç olduğu kadar ayet de okumaktalar, peygamberden de bahsetmektedirler. Türkiye’de islamizasyon politikalarını anlamayan ya da anlamazdan gelenler, Amerikan ya da bir başka kâfir gücün İslam beldelerini hercümerç etmelerine destek vermeye, işbirlikçilik yapmaya devam edeceklerdir.
Bu işbirlikçiler, kâfirlerden gelen her türlü makyajlı nifak projesini hayra yormaya, Müslümanlardan gelen her türlü hayırlı uyarıyı da şerre yormaya programlanmış durumdadırlar. Kâfir ve münafıkların oyunlarını bozmak ise Müslümanlara düşer. Düşünmeli ki, Allah’la en fazla aldatan kimseler de, Allah’la aldatanlardan şikâyetçi olabilmektedir. Irak işgalcisi, son haçlı seferinin başkomutanı G. Bush da, “Allah ismini kullanarak kötülük yapanlar Allah'ın ismini kötülüyorlar...”(21) diyerek, Allah’la aldatanlardan şikayetçi oluyordu! Dün Saddam’ı, Irak’ta demokrasinin önündeki engeldir diye lanse ederek idam edenler, bugün 28 yıldır iktidarda bulunan Hüsnü Mübarek’in(22) ülkesinden İslam âlemine seslenebiliyorlar. Acaba Hüsnü Mübarek Saddam kadar ‘demokrasi karşıtı’ değil midir, yoksa herkes sırasını mı beklemektedir?
Kısacası, ABD cenahında değişen fazla bir şey yoktur. ‘İslam alemi’nde ise körlük devam etmektedir.
1 -Zaman, 04.06.2009.
2 -Mehmet Yılmaz, Obama’nın Seslendiği Dünya, Zaman, 05.06.2009
3 -Fehmi Koru, Obama’nın Yolu Açık Olsun, Yeni Şafak, 05.06.2009.
4 -Nuray Mert, Ve Aleyküm Selam, Radikal, 05.06.2009.
5 -Güngör Mengi, Obama Şov, Vatan, 05.06.2009.
6 -Obama Tarihi Konuşmasında Ayetlerle Mesaj Verdi, Zaman, 04.06.2009.
7 -Zaman, aynı yer.
8 -Fehmi Koru, Obama’nın Yolu Açık Olsun, Yeni Şafak, 05.06.2009.
9 -Mehmet Altan, ‘Rabbini Bil ve Her Zaman Doğruyu Söyle…’, Star, 05.06.2009.
10 -Mahir Kaynak, ABD’nin Yeni Yüzü, Star, 06.06.2009.
11 -Ilımlı İslam’ı Kahire Kaptı, Taraf, 04.06.2009.
12 -Taraf, aynı yer.
13 -Mehmet Yılmaz, aynı yer.
14 -Yasemin Çongar, Obama Sizi ‘Cesur Yeni Dünya’ya Çağırıyor, Taraf, 05.06.2009.
15 -Ali Bulaç, Napolyon’dan Obama’ya Mısır Hitabeleri, Zaman, 06.06.2009.
16 -Ali Bulaç, aynı yer.
17 -Güngör Mengi, aynı yer; Samir Sahla, Ankara’da Yazıldı Kahire’de Okundu, Zaman, 06.06.2009.
18 -Mehmet Altan, ‘Rabbini Bil ve Her Zaman Doğruyu Söyle, Star, 05.06.2009; Cengiz Çandar, Obama: İdealist Realist, Radikal, 06.06.2009.
19 -Davut Dursun, Başkan Obama’nın Selamı, Yeni Şafak, 09.06.2009.
20 -Cengiz Çandar, aynı yer.
21 -Nagehan Alçı, Obama’nın Konuşması: Milat mı, Değil mi?, Akşam, 06.06.2009.
22-Hüsnü Mahalli, Obama’nın Çelişkileri, Akşam, 06.06.2009.
Makaleyi Paylaş
| Yorumlar |
|









Kürşad Bey, çok güzel bir konuya&...
sayın ,m. ali durmuş bey ,gülen ha...
"Bugünün müstekbir kâfirleri,...
Selam a. sayin site yöneticileri der...
Selamunaleykum; İktibas dergisi ve ...