Dünya ve ahiret saadeti için sa’yü gayret etmek durumunda olan biz Müslümanlar dinimizin bizlere yüklediÄŸi örnek olma, ÅŸahitlik etme, tebliÄŸ ve davet etme yükümlülüklerimiz gereÄŸi olarak ve yaratılışımızın psikolojik ve de biyolojik zorunlulukları sebebiyle tek başımıza yaÅŸayamayıp sosyal/toplumsal bir hayat sürdürmek zorundayız…
Aslında ‘dünya saadeti’ eklemesi, süreci vurgulamak, alana/sahaya iÅŸaret etmek amaçlı olup buradan ikinci ve farklı bir vurgu çıkarımına yol yoktur. Zarf ile mazruf, ruh ile beden ayırımına nasıl cevaz vermiyorsak, burada da, yukarıda dediÄŸimiz gibi imtihanın sahası olarak, sürece vurgu yapmak amacı vardır. Tek gerçeklik ve ebedilik ahiret olgusudur. Elbette, dinimizin muradının gerçekleÅŸtiÄŸi ideal toplumda, hem kendi mü’minleri için, hem de adalet çerçevesinde, karşılıklı sadık kalınacak anlaÅŸmalarla beÅŸeri münasebette bulunduÄŸu insanlık ailesi için dünya saadetinden söz edilebilir. Ancak, bu son tahlilde, ne de olsa -mümkünlüÄŸü bir tarafa- geçicidir, sonludur…
Yazımız dinimizin hem kendi mü’minlerine yönelik ve hem de adalet çerçevesinde, riayet edilecek anlaÅŸmalarla iliÅŸkilerin sürdürüleceÄŸi insanlık ailesi ile aramızda yersiz, haksız, gereksiz, amaçsız, bilinçsiz ve de sebepsiz (daha doÄŸrusu yanlış sebeplerle) ördüÄŸümüz, ördürülen her türlü duvarı yıkmak; tashih edilmesi gereken yerlerde duvarların boyutları, niteliÄŸi ve niceliÄŸi ile ilgili düzenlemelere fırsat vermek; yine hem içe hem dışa dönük olarak kör, sağır ve dilsizleri oynayanlar, yaklaÅŸsan da yaklaÅŸmasan da aÄŸzından salyalar akıtan köpekler gibi davrananlar, çaÄŸrılara karşı davar sürüsü gibi tepki verenler, kalplerinde hastalık olup da Allah’ın, hastalıklarını artırdığı muhataplara karşı hümanizm, diyalog vb. bahanelerle ör/e/mediÄŸimiz duvarları, hem de en nicel ve niteliyle örmemiz lüzumu ile yazılmıştır…
Duvarlar/engeller/sınırlar meselesini; A. Åžeriati’nin kitabına da ismini veren ‘zindan’ nitelemesini, kiÅŸilerin kendilerine ördüÄŸü ekstra duvarları (Kur'an’ın haber verdiÄŸi ‘ruhbanlık’, sosyal hayattan yalıtılmış, anlamsız zahitlik/inziva), cemaatlerin iç ve dışa karşı ördükleri duvarları, yöresel anlayışlardan kaynaklanan örf/âdet/gelenek ve görenekleri, ayrıca son zamanlarda meÅŸhur ifade ile ‘mahalle baskısı’nı da içine alacak ÅŸekilde düÅŸünmeliyiz…
Duvarlarımız olmalı, ÅŸirke ve küfre karşı; yıkılmamacasına tahkim edilmiÅŸ…
Duvarlarımız olmalı, günah’a karşı; öylesine yüksek, kalın ve de uzun ki; sızmalara, temayüllere fırsat vermesin…
Duvarlarımız olmalı, söyleyecek sözü, dinleyecek kulağı olmayanlara karşı; ancak, esnek ve de yıkılabilecek gerektiÄŸinde…
Duvarlarımız olmalı, ins ve cin ÅŸeytanlarının iÄŸvasına karşı; donanımlı…
Duvarlarımız olmalı, nefsimizin fücuruna/ayartmalarına karşı; takvalı…
Duvarlarımız olmamalı/yıkılmalı, söyleyecek sözü, dinleyecek kulağı olanlara karşı; her kim ve nerede olursa olsunlar; ancak, gereÄŸinde (tekraren) örülebilecek…
Duvarlarımız olmamalı/yıkılmalı, “Ben de Müslümanlardanım.” diyenlere karşı; acilen...
Duvarlarımız olmamalı/yıkılmalı, insanlık ailesine karşı; tebliÄŸ/davet muhatabımız olarak…
Duvarlarımızın, ilhamını dinimizin direktiflerinden alan, birer ‘kırmızıçizgi’, ‘ilke’ olduÄŸu unutulmadan…
(…)
İnsan olarak her ÅŸeyle etkileÅŸim halindeyiz, öyle de olmak zorundayız. Sınırsızlık kuralsızlıktır. Kuralsızlık ise kaos, kargaÅŸa ve düzensizliktir. Sınır istemeyenler, sorumluluk da istemezler. Kural istemeyenler, özgürlük söylemiyle ne sınır tanırlar, ne de sorumluluk. Kuralsız bir hayat herkes için, hatta bunu savunanlar için de en büyük tehlikedir.
En kötü karar, nasıl kararsızlıktan evla ise; en kötü kural da kuralsızlıktan iyidir! Aklıselim ise en iyiyi isteyeceÄŸine göre -bataklıktan sadece sivrisineklerin hoÅŸlanacağı gerçeÄŸi ve sivrisineklerin de filler gibi hortumlu varlıklar olduÄŸu bilgisi bir tarafa- insanın insan için birilerini, bir ÅŸeyleri, en azından kendini kayırmadan kural koymasını beklemek muhaldir. İnsanlık tarihi bunun kötü örnekleri ile doludur. O halde aÅŸkın bir yaratıcının (c.c), ezeli ve ebedi ilminden kaynaklanan, yarattıklarının ihtiyaç ve özelliklerini en iyi ve tek bilen olarak -maymundan geldiÄŸini iddia edenleri de istisna tutamıyoruz!- adaletle, hiçbir ÅŸeye ve kimseye muhtaç olmaksızın vazettiÄŸi sınırlarına, kurallarına tabi olmak zorunluluÄŸumuz vardır.
İşte, duvarlarımız meÅŸruiyetini bu ilke, kural ve sınırlardan almalıdır. Davar olmamak da nihayetinde bu duvarlara baÄŸlıdır. Hele davarların bile çoban, çaban köpeÄŸi, tel örgü, ağıl gibi duvarlara/koruyucu ve korunaklara ihtiyaç duyduÄŸu düÅŸünüldüÄŸünde… Orucun kalkan oluÅŸu, abdestin en iyi silah oluÅŸu, duanın en iyi korunak oluÅŸu gibi… Mü’minlerin birbirlerinin velileri oluÅŸu, iyi bir dostun iyi bir sığınak oluÅŸu… Aşının mikrop için durumu ne ise; takvanın, sahih bilginin, Mü’minlerin velayetinin, ibadet/kulluk bilincinin Allah’a istianenin durumu da odur. ‘Mahalle baskısı’ denilen ÅŸey de tam da bu meyanda, ailenin çoluk-çocuk için koruması ne ise, büyük bir aile gibi düÅŸünülebilecek mahalleli için de aynı ÅŸeydir. Bu sadece istenilenlerin yapılması anlamında deÄŸil, belki ve daha ziyade istenmeyenlerin yapılmaması noktasındadır. Baskı denilen ÅŸey ise, asla ÅŸiddete yol bulamayan bir yüz ekÅŸitme, kaÅŸ çatma, yüz çevirme, görmezden gelme, iliÅŸkileri yavaÅŸlatma-durdurma, ilgilenmeme-yok sayma, kötü örnekliÄŸini cevreden uzak tutma adına belirli ambargolar vb. meÅŸru ve de haklı tavırları içermektedir. Bunu ille de baskı, ÅŸiddet, zorla kabul ettirme olarak yorumlayanlar, aksine, tersten baskı ile halkın/mahallelinin çok büyük ekseriyetle rahatlıkla kabul edebildiÄŸi, o rolleri üstlenebildiÄŸi, tartışılabilir olsa da muhafazakar hâl ve yaÅŸayışa karşı gösterdikleri tutumlarını dile getirmiÅŸ oluyorlar, fahr için sirkatini söyleyen kıpti gibi.
İmtihanın sınırları ile imkânların sınırlılığı veya sınırsızlığı iyi mukayese edilmelidir. İmkânım yok diyenler, imtihan istemiyorum demektedirler.
Åžöyle bir örnekleme ile açılım yapmaya çalışalım: Kazanımlar adına, tavizler elde etme adına, ‘Sokakta problem yok. Örtülü ile örtüsüz el ele. Ebeveyn kapalı, dindar, muhafazakar ve fakat çocukları modern, serbest ve tahsilli yetiÅŸmiÅŸ..’ söylemlerini nasıl tahlil edecek ne yana bırakacağız?! Burada duvarlarımızı nasıl konumlandıracağız? Örtülü örneÄŸimiz/çocuÄŸumuz, konu-komÅŸumuz ile örtülü olmayan muhatabımız arasına duvar örecek miyiz?! Davet-tebliÄŸ muhatabıdır diyerek, dönüÅŸtürme adına izin verecek, hatta teÅŸvik mi edeceÄŸiz veyahut da tersine dönüÅŸüm endiÅŸesi, korumacılık, özenme/ilgi duyma tehlikesine mebni, engel olma adına duvar mı ör/dür/eceÄŸiz?! ‘Anasına bak kızını al’ haklı ve doÄŸru söyleminin, yanlış bir anlam kayması ile ‘farklı dünyaların insanları’ vurgusuna dönüÅŸme sebebi olan aile içi eÄŸitimin, örnekliÄŸin, deÄŸerler aktarımının inkıtaya uÄŸraması, tersyüz olmasını duvarsızlıktan baÅŸka ne ile izah ede/bili/riz?!
Burada duvarsızlık nitelemesinin aile içi yanlış ve eksik etkileÅŸimi/hatta etkileÅŸimsizliÄŸini (‘Kendinizi ve ehlinizi ateÅŸten koruyunuz!’, ‘Evlerinizi namazgâh edininiz!’), alaylılık tarzında eÄŸitim eksikliÄŸini, dünyevileÅŸme temayülünü, modernleÅŸme-çaÄŸdaÅŸlaÅŸma eÄŸilimlerini, tv-basın-yayın-cep telefonu-internet vb. iletiÅŸim ve haberleÅŸme araç-gereçlerinin ve eÄŸitim-öÄŸretim adına yüklenen dezenformasyonunu, ahiret olgusunun ahirleÅŸtirilmesini / ertelenmesini, sahih bilgi ile ne ailenin ne de çocukların donatıl/a/mamasını kapsadığını tekraren vurgulamamız gerekiyor. Tabi, imtihan olgusunun; ‘Alimden zalim, zalimden alim doÄŸabilir.’ gerçekliÄŸinde ve süreçler, ÅŸartlar, mekanlar, kiÅŸiler baÄŸlamında cereyan eden doÄŸası, kanunları olduÄŸu unutulmamalıdır.
Yine, erkek çocuklarımız için daha serbest bir alanın oluÅŸmasının, onlar konusunda kızlarımız kadar titizlenilmemesini(!), arkadaÅŸ seçimlerinden okul seçimlerine, zaman/saat-harcama serbestilerinden gezme-eÄŸlenme alternatiflerine deÄŸin, farklı uygulama ve yaklaşımların altında hangi psikolojik sebepler yatmaktadır?! Kızlarımıza tercihleri (Maalesef burada da ebeveynin tercihi kastedilmiÅŸ oluyor, deÄŸindiÄŸimiz eÄŸitim sürecindeki eksiklik ve yanlışlıklar neticesinde, en azından ÅŸimdilik!) sebebiyle reva gör/e/mediÄŸimiz bir sürü doÄŸru-yanlış hal ve tavrı, iÅŸ ve iÅŸleyiÅŸi konu komÅŸu, hısım akrabadan sadır olduÄŸunda daha ılımlı, müsamahalı davranıyor; tepkimizi, hoÅŸnutsuzluÄŸumuzu belli etmemeye çalışıyoruz! Belli edemiyoruz, etmiyoruz. Net tavırlar sergileyemiyoruz!
EÄŸitime deÄŸinmiÅŸken, kastettiÄŸimiz eÄŸitim sürecini gereÄŸi gibi iÅŸletemediÄŸimizden olsa gerek, özellikle kız çocuklarımızı kararları konusunda serbest bırakabiliyor muyuz? Buradaki serbestlik hem tartışılabilir, hem de tashih edilebilir. Kastımız, gereÄŸini tüm argümanları ile birlikte, bihakkın yerine getirdikten sonra, çocuklarımıza vermemiz gereken aile içi eÄŸitimi tamamlatıp deÄŸerler aktarımını gerçekleÅŸtirdikten sonra, bilinç-ÅŸuur-irfan-iman-ahlak ile donattıktan sonra tercihlerine fırsat verebiliyor muyuz? Hayır! Vermemiz gerekir mi?! EÄŸer bahsettiÄŸimiz süreci doÄŸru iÅŸletip doÄŸru örneklikler sergileyebildi isek; evet. Beklenmeyecek tercihler söz konusu olduÄŸunda biz; o fırsat verilmediÄŸinde veya zorlamalar devreye girdiÄŸinde onlar sorunlar, çeliÅŸkiler yaÅŸayabiliyor. KopuÅŸlar, ayrılıklar, dışlanmışlıklar, içe ve dışa dönük utançlar yaÅŸanıyor. Yukarı tükür bıyık, aÅŸağı tükür sakal! Allah korkusunu/takva verebilsek, ebeveyn korkusu öne çıkmazdı! EÅŸ-dost, konu-komÅŸu, arkadaÅŸ-kardeÅŸ, hısım-akraba veya çok farklı çevrelerden insanlara karşı, aynı konularda, benzer, kabul edilemez tavırları sergilemelerine raÄŸmen ör/e/mediÄŸimiz duvarları bu çerçevede niye kendimize örüyoruz?! Olayı tersinden kurguladık, bu kendimize, aile efradımıza yönelik -yanlıştan koruma endiÅŸeli- duvarlarımız olmasın anlamına gelmiyor. Daha doÄŸrusu; bu durumlarda onlara karşı/birinci dereceden ailemizin dışındakilere yönelik, benzer hassasiyeti niye gösteremediÄŸimiz olgusudur.
Tabi bu tavırların öncelikle davranışlara yönelik olduÄŸu, kiÅŸilere göre olmaması gerektiÄŸi hatırlanmalıdır! Biliyorum çetrefil konu ve beynimdekileri yazıya aktarırken senkronize de olamıyor, yanlış anlaşılmaktan/anlatmaktan korkuyorum…
Tamam, korumacı davranmamız çok normal, hatta doÄŸal ancak, iman-amel gönüllülük istemiyor mu? Kitabımız, ‘Kimse kimsenin günahını yüklenmez!’ demiyor mu? İşte bu noktada benim de vurgum sürece, eÄŸitim yöntemimize…
Olaya belki ÅŸöyle bakarsak, daha doÄŸru olacak ve yanlış anlaşılmanın da bir nebze önüne geçmiÅŸ olacağız. Problemi içe dönük serbestîde(!) aramaktansa, en az o kadar, hatta daha önemli olarak, dışa dönük iliÅŸkilerde, aleyhimize/yanlış örneklik ihtimalli, eksik bıraktığımız, takibinde olmadığımız, protesto ve ambargolarımızı uygula/ya/madı-ğımız, net tavırlar sergileyemediÄŸimiz üçüncü ÅŸahıslara (eÅŸ-dost, konu-komÅŸu, hısım-akraba, arkadaÅŸ-kardeÅŸ ve her türlü muhatap) yönelik tavırlarımızda, örmemiz gereken duvarlarda aramak daha isabetli olabilir. Ancak, inanın bu oranlama nasıl olacak, ben içinden çıkamadım, çıkan varsa beri gelsin…
Bu ikircikli tutumlar, bu paradokslar bizde ve çocuklarımızda izahı güç çeliÅŸkiler, ruhsal gel-gitler oluÅŸturuyor.
Yukarıdan beri izah etmeye çalıştığımız eÄŸitim olgusunda, bizler kendi ana-babamıza kıyasla avantajlı durumda iken, maalesef, bunu bir avantaja dönüÅŸtürebilmiÅŸ deÄŸiliz… Åžöyle ki; yine de ‘haklarını teslim ederek’ söyleyelim, onlardan aldığımız eÄŸitim ve terbiye daha ziyade muhafazakârlık, geleneksel kabuller ve taklitçi bir yapıdan oluÅŸuyordu. Allah’a çok ÅŸükür ki, bu tereke tashih edilerek, epeyce bir nitelik kazandı, bilgi ve ÅŸuura dönüÅŸtü belli oranda. İşte avantaj dediÄŸim bu. Bu noktadan sonra çoluk-çocuÄŸumuzun ufkunun daha açık olması, daha nitelikli bir ÅŸekilde, ne yaptığının, ne söylediÄŸinin, nerede ve niçin durduÄŸunun farkında, bilgi ile mücehhez, ÅŸuurla donanımlı, devraldıkları bayrağı daha ileri ve yukarılara ulaÅŸtırma azim ve kararlılığında olmalarını bekleyebiliriz. Bu bir sorumluluk devri deÄŸil, hareketin süreç olarak, aÅŸama kat etmesine dönük nesiller arası aktarımdır, iletiÅŸimdir, etkileÅŸimdir, dayanışmadır, örnekliktir. Tecrübe aktarımıdır. Bilgi, tecrübe ve gençlik aÅŸk ve heyecanının cem edilmesidir, hareketin fonksiyonelleÅŸmesidir.
Benzer düÅŸündüÄŸümüz bu konularda bile, ortak yaptırımlar uygulayamıyoruz. Homojen ve hijyenik sosyal ortamlar çok uzağımızda! Bu gri ortamlarda sergilenecek tavırlar fıkhına ihtiyacımız var… Hısım/aile/sülale baÄŸları, ayak bağı oluÅŸturabiliyor! Åžeriati’nin dediÄŸi, bizim de sayısını çoÄŸaltabileceÄŸimiz aile, toplum, tarih/bize tevarüs eden; gelenek-örf-âdet ve her türlü bilgi, iÅŸ ve meslekler, sosyal iliÅŸkiler, mevcut eÄŸitim-öÄŸretim süreci, beklenti ve istekler, teknoloji, yanlış belirlenmiÅŸ hedefler, mevcut /parçalanmış cemaat-parti-dernek-vakıf anlayış ve yapılanmasındaki yanlışlıklar, hâsılı birçok ÅŸey zindanımız, gereksiz ve yanlış ördüÄŸümüz duvar mesabesindedir.
ÖrneÄŸin teknoloji ile aramıza duvar örebildik mi? Tv dizilerinin örneklendirici, teÅŸhirci, özendirici boyutuna yönelik ne gibi tedbirlerimiz/duvarlarımız mevcuttur?! Tv ekranlarında (muhafazakar kanallar!) baÅŸörtüsüz spiker, oyuncu tartışmalarından geldiÄŸimiz noktadaki sapma kaç derecedir?! En iyi tarafından bakalım: Normalde insanları bilgiye sesle, görüntü ile de olsa eÅŸe-dosta ulaÅŸtırması açısından iyi gösterilebilecek bir olgudur teknoloji, deÄŸil mi?! Oysa geliÅŸmelerin, esasında bizden neleri götürdüÄŸüne/çaldığına bir bakalım: dezenformasyon, tüketim hastalığı, zaman ve iÅŸ-güç kaybı, teknolojinin henüz tam keÅŸfedilmemiÅŸ olsa da ürettiÄŸi hastalıklar, atıklar çöplüÄŸü, eÅŸ-dost ziyaret ve görüÅŸmelerinin önüne ördüÄŸü duvar (En kötüsü de bu!) ve daha bir çok olumsuzluk! Bir telefon, bir msn görüntüsü, bizi gerçekte nelerden mahrum ediyor, hiç düÅŸündük mü?! Kopyala-yapıştır kolaycılığı nere, bir bilgi uÄŸruna (MeÅŸhur, hadis peÅŸinde ÅŸehirler kat etme fedakarlıklarını bir düÅŸünelim, alimlerimizin..) harcanan emekler nere?! Cep telefonlarının bataryalarını çıkarma hassasiyetinden, ikili telefonlara evrildik, farkında ol/a/madan!
Yine, cemaatlerimizde bırakın rahmet aramayı, zahmet oluÅŸturma, zindan olma, duvar olma daha belirgin deÄŸil mi?! Kitlesellik, faydacılık, sonuç-iktidar endeksli ve ön ÅŸartlı düÅŸünceler, araçlardaki özensizlik ve meÅŸruiyetten uzaklık, maskeli/takiyyeli/peruklu -kasıt daha çok erkeklerimizdir, kadın özelinden hareketle- ve örneklikten/ÅŸahitlikten uzak davranışlar, söylediklerimiz ile yaptıklarımız arasındaki tenakuz, yapmayı düÅŸündüklerimiz ile yaptıklarımız arasındaki çeliÅŸki, duyarsızlığımız diyemesek de duvarsızlığımız deÄŸil mi?
Hele, Kur’an ve onun anlaşılabilirliÄŸinin önüne örülen duvar ivedilikle, evveliyetle ve evlâiyetle, bir daha asla mevzubahis bile edilmemecesine yıkılmalıdır!..
Çok basit baÅŸka bir misal. Bizim dilimizin mevcut kuralları bile -normalde iletiÅŸim için konulan dil kurallarının- nasıl birer iletiÅŸimsizlik aracına dönüÅŸtüÄŸünü, hem kendi içinde, hem de baÅŸka bir dil ile mukayese edildiÄŸinde, nasıl bir zindan, duvar olabildiÄŸini görmeye çalışalım. Kendi içinde; (kar) ve (kâr) sözcüklerini, dilde bir inceltme iÅŸaretinin nelere yol açabildiÄŸini (-ımı) ekiyle bir düÅŸünelim mesela! Mukayese olarak; özel isimlerin yazımı meselesine bakalım: Hayvan adını da, ÅŸehir adını da, insan adını da büyük harfle yazıyoruz/baÅŸlatıyoruz, bunlarla mukayese dahi edilemeyecek yüce yaratıcının esma-i hüsnasını da!.. Oysa Arapça’ya bakalım, Kur’an’a bakalım; tümü aynı harf formunda yazılıyor. Büyük harf, küçük harf yok! (Ali) ismini baÅŸ harfini büyük olarak yazınca, (ALLAH) ismini her harfini büyük olarak yazmalı deÄŸil miyiz, düz mantıkla?! (Bunu, bir sitenin tartışmalarında baÅŸka deÄŸil, mesela, “peygamber” sözcüÄŸünün, küçük harf kullanılarak ifade edilmesinin, neredeyse aforoz edilmeye yol açacak boyuta ulaÅŸması ve de bir gazetede tüm yazısını küçük harf formunda yazan bir yazarımıza, gereksiz duvarları yıkmak adına destek manasında örneklendirdim.), (Åžimdi; birisi kalkıp, bu duvarla bakarak, “Peygamber” kelimesine, nasıl sözcük/söz-cük dersin?” de diyebilir!)
Sosyal hayat engellerle, engellemelerle, engebelerle, engereklerle, enkazlarla (tarih/milletler çöplüÄŸü), ergenekon/cular/la, su-i emsallerle, dezenformasyonlarla, dünyevileÅŸme tehlikesiyle, tüketim/insanı da tüketen kültürüyle, özgürlük-hümanizm-modernleÅŸme teraneleriyle vs. dolu… Her tarafın çöp(!) deryası olduÄŸu bir ortamda, üzerine necaset bulaÅŸmadan, sosyal hayatın içinde kalabilmek ne mümkün! Mücadelemiz tabiî ki bu yönde; korunabilenlere, koruyabilenlere ne mutlu!..
“Yapmadığın/yapamayacağın ÅŸeyleri söyleme..” hitabına hep beraber muhatabız; ben, birlikte bunların üstesinden rahatlıkla gelebileceÄŸimizi düÅŸünüyor, öyle inanıyorum. Ya, hep beraber aynı hedefe odaklanacağız, ya da gücümüzü farklı kulvarlarda heba edeceÄŸiz! Derelerle, hadi çaylarla ırmakları mukayese etmek mümkün mü?!
Åžimdi, kimse bu parmaÄŸa takılıp kalmasın da; hep beraber iÅŸaret edilen ÅŸey’e/vak’a/olgu/hedefe kilitlenelim…
Yok; olmadı mı?! Yine, ‘EmrolunduÄŸun gibi dosdoÄŸru ol!’ hitabınca, ‘Yakîn bize gelene kadar’ sırat-ı müstakim üzre, tek kiÅŸi dahi kalsak, ibadete/kulluÄŸa/cehd-ü gayrete/davete/tebliÄŸe/ emr-i bil ma’ruf vennehy-i anil münker’e, tevhid ve adalet eksenli olarak devam edeceÄŸiz. İşte; numune-i imtisal olmak, İbrahim peygamber gibi tek başına ümmet olmak, bu olsa gerek… Azm-ü cezm-ü kastımız odur ki bu örneklikleri çoÄŸaltalım, mücadele sürecimizi saÄŸaltalım, dayanışalım, yardımlaÅŸalım, el ele tutup, ipimize sımsıkı sarılarak birbirimizin /dolayısıyla kendimizin kurtuluÅŸuna vesile olalım…
Haydi, hep beraber duvarlarımızı kontrol etmeye!…
Makaleyi PaylaÅŸ
| Yorumlar |
|
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!









Kürşad Bey, çok güzel bir konuya&...
sayın ,m. ali durmuş bey ,gülen ha...
"Bugünün müstekbir kâfirleri,...
Selam a. sayin site yöneticileri der...
Selamunaleykum; İktibas dergisi ve ...