"Kuşkusuz Mü'minlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip salih amel işleyenlerin ödüllerini Rableri verecektir. Ve onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." (Bakara - 62)
Bu ayetin ve -bu ayetin benzeri olan- Maide Suresi 69. ayetin meallerinde, ayetin sözcük anlamına bağlı kalarak Kur'an'a; Kur'an'ın bir bütün olarak ortaya koyduğu anlama bağlı kalarak da ayete ters düşmemek için çok "zorlama" anlamlar verilmiştir.
Bu "zorlama" tanımlarda herkes kendi anlayışını öne çıkarmıştır. Bir kısmına göre bu ayetlerde; her ne kadar Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip salih amel işleyen Yahudi, Hıristiyan ve Sâbiî'lere korkunun olmadığını ve üzülmeyecekleri söylemişse de bununla, önceleri Ehli Kitap olup, Kur'an vahyedildikten sonra İslam'ı kabul edenler kastedilmiştir.
Diğer bir anlayışa göre ise, İslam'ı kabul etmedikleri halde; Yahudi, Hıristiyan ve Sâbiî olup da kim Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip salih amel işlerse, onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Bu hüküm günümüzdekiler de dahil bütün Ehli Kitap için geçerlidir.
Anlayış Kur'an'i olmayınca doğal olarak verilen anlam da yanlış olmaktadır. Tıpkı, "durduğun yer doğru değilse baktığın şeyi doğru göremezsin" deyiminde olduğu gibi. Aslında bu ayetlerin yalnızca "ne dedikleri" değil", "ne demek istedikleri" de dikkate alınsaydı daha doğru bir anlam ortaya çıkabilirdi. Burada "Kur'ani bir anlayış"tan yoksun olma sorunu söz konusudur. Bu sorun aşılmadan, yani Kur'an'i anlayışa sahip bir zihin yapısına kavuşmadan bu tür zorlamalara düşmekten veya yanlış anlamlar vermekten kurtulmak mümkün olamaz.
Bilindiği gibi Kur'an'i anlayışın önemli şartlarından birisi de Kur'an'ın bütünselliğini dikkate almaktır. Yani her bir parçanın (ayetin) bütüne (Kur'an'a) uygun olup olmadığına dikkate etmektir. Böyle yapılmadığı zaman, Kur'an'ın "ne dediği" sözcük anlamıyla bilinse bile "ne demek istediği" göz ardı edilecektir.
Kur'an'a bütünsel anlamda bakıldığında kimlerin korkmalarına gerek olmadığını ve kimlerin üzülmeyeceklerini açıkça görmek mümkündür. Kur'an; Mü'min, Kafir, Müşrik, Münafık, ve Fasık tanımını hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın, apaçık şekilde yapmış ve kurtuluşa erenlerin yalnızca Mü'minler olacağını belirtmiştir. Mü'min de başta Allah'a, O'nun kitaplarına, rasullerine, hesap gününe olmak üzere, Kur'an'ın bütün hükümlerine iman edendir. Kısacası İslam'ı kabul etmedikçe hiç kimse cennete giremeyecektir.
Kur'an'ın bütün hükümlerini kabul edip inanmadıkça, yalnızca Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıp salih amel işlemekle hiç kimse kurtuluşa eremez. Kur'an'ın bir tek hükmünü kabul etmeyen küfre girmiş sayılır. Kur'an'a uygunluğu esas almayan hiçbir amel, salih amel olamaz.
Bu Ayetler Ne Demek İstiyor?
Kur'an'ın bir bütün olarak ortaya koyduğu anlam ve anlayış çerçevesinde, yalnızca "ne dendiği" değil, "ne denmek istendiği" de dikkate alındığında bu ayetin; Yahudi, Hıristiyan, ve Sabiî'nin kendi dinlerinin hak din olduğu dönemlerde; yani Yahudiliğin hak din olduğu dönemde Yahudilerden; Hıristiyanlığın hak din olduğu dönemde Hıristiyanlardan; Sabiîliğin hak din olduğu dönemde Sabiîlerden kim Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip salih amel işlemişse, onlar için korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir anlamına geldiği görülecektir. Keza, İslam'ın hak din olduğu günümüzde de Mü'minlerden kim Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip salih amel işlemişse/işlerse onlar için de korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Yoksa İncilin vahyedilmesinden sonra halen Yahudi dinine mensup kalmakta ısrar eden, Kur'an'ın vahyedilmesinden sonra halen Hıristiyan dinine mensup olarak kalmakta ısrar eden kimseler için bu durum geçerli değildir. Zira her yeni din eski dini geçersiz kılmaktadır. Daha doğrusu eski dinin aslı ve esası kalmadığından yeni bir din gelmektedir. Vahyedilen yeni dinin çağrısına uymayanlar, yani eski dinlerinde kalmakta ısrar edenler dalalet ehli, küfür ehli, şirk ehli olarak tanımlanmış ve ebedi olarak kalmak üzere yerlerinin cehennem olduğu belirtilmiştir.
Bu ayet, Yahudilerin "Yahudi olanlar kurtulmuştur", Hıristiyanların "Hıristiyan olanlar kurtulmuştur" şeklindeki, kurtulmak için Yahudi ve Hıristiyan olmanın yeterli olduğu ve bu nedenle bütün Yahudi ve Hıristiyanların kurtulmuş oldukları iddialarına; hayır bunların tamamı değil, bunların içinden yalnızca iman edip salih amel işlemiş olanlar kurtulmuşlardır şeklinde bir yanıt olarak da anlaşılabilir.
Kimi Müslümanlar bu iki ayetten yola çıkarak günümüzdeki Ehli Kitap olanlar için de Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip yararlı işler işleyenlerin Cennet'e gideceklerini düşünmektedirler. Oysa ki Kur'an'ın vahyedilmesiyle bu inançların hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Kur'an'a iman edip, Hz. Muhammed'in (sav) son peygamber olduğuna ve İslam'ın tek geçerli din olduğuna inanmayan bir kimse, Kur'an'a göre kafirdir ve küfredenlerin akıbeti cehennemdir.
Bir an vahyin ilk döneminde peygamberin davetine muhatap olan Ehli Kitab'ın bu ayeti dikkate alarak: "biz kendi kitabımıza göre Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyor ve yararlı işler yapıyoruz zaten. Onun için senin getirdiğin dini kabul etmesek de olur" dediklerini düşünelim. Kur'an'a iman etmeyi ve peygambere tabi olmayı reddeden bu kimseler için korkunun olmadığını ve üzülmeyeceklerini söyleyebilir miyiz? Tevrat'ın ve İncil'in asıllarının yok olduklarını veya tahrif edildiklerini de dikkate aldığımızda, hükmü kalmamış bir dine mensup kalarak, yalnızca Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıp salih amel işlemeleri onları cennetlik yapar mı? Ayrıca sahih bir Allah ve Ahiret inancına sahip olmak ve salih ameller işlemek tahrif edilmiş bir kitapla sağlanabilir mi?
Muhammed Esed bu ayetin dipnotunda şunları söylemektedir: "başka hiçbir itikatda benzeri olmayan bir görüş zenginliği ile, ‘kurtuluş' fikri, burada sadece üç şarta bağlanmıştır: Allah'a iman, Hesap Günü'ne iman ve hayatta doğru ve yararlı işler yapmak". Mealinde, Kur'an'ın lafzına bağlı kalmaktan çok, anlamını dikkate alan Esed, her nedense bu ayette ayetin sözcük anlamını önceleyerek Kur'an'i bir anlayışın dışına çıkmaktadır. Ve bunu da "benzeri olmayan bir görüş zenginliği" olarak tanımlamaktadır. Esed'in böyle düşünmesinde, İslam'ı hoşgörü dini olarak gösterme düşüncesi ve gayreti de etkili olmuş olabilir.
Keza benzer birçok mealden biri olan, Mustafa Öztürk, "Kur'an'ı Kerim Meali" adlı mealinde bu ayetle Ehli Kitab'ı hiçbir tevile yer bırakmaksızın cennetlik yapmaktadır: "Müminler/Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiiler... işte bütün bu farklı dini kimliklere sahip olanlardan her kim Allah'a ve Kıyamet/Hesap Günü'ne iman edip imanına yaraşır güzellikte davranışlar sergilerse hak ettiği mükafatı rabbinden alacaktır. Böylelerini ahirette ne korku ne de hüzün saracaktır!" (Bakara - 62)
Öztürk'ün bu mealinden hareketle günümüz Ehli Kitab'ı için: Kur'an'ı ve Hz. Muhammed'i kabul etmeseler de fark etmez dememiz gerekiyor. Bunu diyebilmek ise en basit anlamıyla Kur'an'ı dikkate almamak anlamına gelmez mi?
Mustafa İslamoğlu da "Hayat Kitabı Kur'an" isimli mealinde bu ayeti oldukça "zorlama" sayılabilecek bir tarzda "onlar için korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" ayetine, "gelecekten endişe etmemek ve geçmişten korku duymamak" olarak anlam vermiş. Böyle keyfi sayılabilecek bir anlamı vermek "bir çıkış aramak" sıkıntısından olsa gerek. İslamoğlu, ayrıca ayetteki "Yahudiler" sözcüğünü gramatik açıdan isabetli bulmadığını, doğrusunun "Yahudileşenler" olduğunu söylemektedir. Oysa ki bu tespitte önemli bir çelişki var. Bizce burada doğru sözcük Yahudilerdir. Zira Yahudileşmek sözcüğü olumsuz bir anlam içermektedir. Yahudiliği hak din olmaktan çıkarıp beşerileştirmeyi ifade etmektedir. Cümle içindeki bir sözcük cümlenin anlamına göre anlam kazanır. Bu ayetin bir bütün olarak ortaya koyduğu anlam dikkate alındığında Yahudi yerine Yahudileşenler sözcüğünü kullanmak anlam kaybına neden olmaktadır. Söz konusu ayette Mü'minlerden, Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabiîlerden olumlu anlamda söz edilmektedir. Hak din üzerinde olanlar olarak nitelenmektedirler. Burada söz edilen Yahudiler de diğer zümreler gibi hak dine mensup olan kimselerdir. Yahudileşmek demek hak dinden ayrılan demektir. Bu ayetteki Yahudi sözcüğü -Tevrat'ın hak din olduğu dönemde- Mü'min olmayı ifade ederken, Yahudileşen sözcüğü ise kafir olmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla Yahudileşen bir kimseden diğer bir deyimle küfrü seçen bir kimseden "Allah'a ve Ahiret Günü'ne iman edip salih amel işlemesi beklenemez.
Bütün bu yorumlar yanlış bağlantı kurmaktan kaynaklanmaktadır. Baştan doğru bağlantı kurulmayınca böyle fahiş hatalara düşmek kaçınılmaz olmaktadır.
Tekrarlarsak bu ayette sözü edilen zümreler kendi dönemleriyle kayıtlıdır. Günümüzün ehli kitabıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kur'an kendisinden önceki kitapları nesh etmiştir. Hak din yalnızca İslam ve hak kitap yalnızca Kur'an'dır. İslam'ın dışındaki bütün dinler ve Kur'an'ın dışındaki bütün kitaplar batıldır.
Makaleyi Paylaş
| Yorumlar |
|









Kürşad Bey, çok güzel bir konuya&...
sayın ,m. ali durmuş bey ,gülen ha...
"Bugünün müstekbir kâfirleri,...
Selam a. sayin site yöneticileri der...
Selamunaleykum; İktibas dergisi ve ...