Äktibas Dergisi Web SayfasÄna Hoşgeldiniz

Uzun Lafa Ne Hacet, Her Şey Açık ve Net -3

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 

“Silahların en güçlüsü” ne?

Demokrasi mi? İslam mı?
“Müslümanım diyenler” artık bir karar vermeli değil mi?
Hangisinin türküsünü çağıracağız, hangisinin değirmenine su taşıyacağız, hangisinin ekmeğine yağ süreceğiz?
“…Bu demek değil ki, kızların gittiği okulların yakılmasını ya da suçluların taşlanarak öldürülmesini kabul edeceğiz. Radikal İslam gerçeğini tanımakla ona ait fikirleri kabul etmek apayrı şeyler. Görüş ve değerlerimizi ateşli şekilde savunmaya devam etmeli, değerlerimizi muzaffer kılacak politikaları kararlılıkla takip etmeliyiz. Bu, genellikle zorlu bir çabayı gerektireceği gibi, devlet aygıtının yeniden inşa edilmesi, laik bir eğitim sisteminin kurulması ve yolsuzlukların azaltılması türünde gayretlerin sonuçlarını görmek de zaman alacaktır. Ama o toplumlara çabalarında yardımcı olmalıyız. Sadece öldürmekle, bombalamakla ve ele geçirmekle meşgul olmadığımızı, söz konusu ülkelerde böylesi meseleler üzerine de bir şeyler yaptığımızı göstermemiz bile tek başına bu mücadelede ABD'nin algılanış şeklini değiştirebilir. Peçe takan herkes intihar bombacısı demek değil. Yerel ve kültürel ortamı tanırsak, bir yandan da insanların özgürlük ve düzen arasında dengeyi kendilerinin bulmak istemesini, hürriyetlerini ne yönde kullanacaklarına karar vermesini anlayışla karşılarsak değerlerimize daha uygun davranmış oluruz. Nihayetinde zaman bizden yana. Bin Ladin taraftarlığı hemen her Müslüman ülkede zaten zemin kaybetmiş durumda. Radikal İslam'ın seyri de aynı olacak. Afganistan, Irak, Nijerya ve Pakistan'ın belli bölgeleri gibi denendiği her yerde, insanlar radikal İslam'ın cazibelerinden çabucak soğuyor. Gerçek şu ki, şiddet yanlısı olsun olmasın, İslamcılar'ın hiçbiri çağdaş dünyanın sorunlarına önerebilecekleri çözümlere sahip değil. Günümüz erkek ve kadınlarının özlemlerini karşılayacak bir dünya görüşleri yok. Ama bizim var. İşte bu da silahların en güçlüsü.” (Fareed Zakaria, Radikal İslam’la yaşamayı öğrenmek, Newsweek Türkiye, 01.03.2009, Sayı: 19)
“Özgürlüğü yayacak vakıf açmaya niyetli. Başkan Bush, emekli olunca Teksas'ta demokrasi yaymayı hedefleyen bir kurum açacak. ABD başkanlık koltuğunu 20 Ocak'ta son seçimleri kazanan Barack Obama'ya bırakmaya hazırlanan George W. Bush'a geçen hafta yapılan ayakkabılı protesto savaş karşıtlarının sembolü oldu. Desteğini dibe vurduran Bush durmayacağa benziyor. Önceki gün "İnandıklarım uğruna ödün vermeyerek ruhumu satmadım" diyen Bush'un başkanlığı bıraktıktan sonra dünyada demokrasiyi yaymak için bir özgürlük enstitüsü kuracağı öğrenildi. Laura Bush "Bu kurum bize demokrasinin yayılması adına önemli bir dayanak olacak" dedi. First Lady, eşinin aynı zamanda Teksas'taki Özgürlük Ensititüsü'nün yanında demokrasiyi anlatan kitaplara yer veren bir de kütüphane kuracağını söyledi. Bush'un enstitüde düzenleyeceği sempozyumlardan birine eski ABD başkanı Bill Clinton'u zçağırmayı planladığı da öğrenildi. Laura Bush ise asıl mesleği olan öğretmenliğe geri döneceğini, bir yandan da Afganistan'da kadın haklarının geliştirilmesi konusunda çalışmalarda bulunacağını söyledi. ” (Sabah, 20.12.2008)
Tipik bir ulusalcı (jöntürk/ittihatçı) tavrı! Onu alma, beni al ya da ellere (mürtecilere, takunyalılara) var da bize yok mi?
“…Lafı eğip bükmeyeyim; Menderes’ten bu yana kucağınızda oturmaktan rahatsızız… Esenboğa’ya indiniz ya, o Esenboğa’yı, sizin Siu reisi Oturan Boğa’nın emmioğlu zannedebilirsiniz; alakası yoktur… Ancak, Anıtkabir’de ziyaret ettiğiniz kişinin, bizimle alakası büyüktür… Biz O’nu Allah’a, geriye kalan her şeyi O’na borçluyuz. Bizimle iş tutmak istiyorsanız… Önce O’nunla uzlaşın. Bakın yukarda ayakkabı filan dedim, aklıma takunya geldi… Selefiniz buştluk yaptı, O’nu takunyalılara değişti… Tabii ki siz bilirsiniz, ancak takdir edersiniz ki, kendi milletini satanların, sizin milletinize de hayrı olmaz. Dostuz, dost acı söyler. Naçizane uyarımdır. Afganistan’a girerken bize mi sordunuz? Nasıl girdiyseniz, öyle çıkın…Ha bu arada, yanlış hesap Bağdat’tan döndü, “açıl susam açıl” buyrun Kuzey Irak’a derseniz, o başka, Afganistan’ı bi daha düşünürüz!..” (Dear Obama, Yılmaz Özdil, www.hurriyet.com.tr, 07.04.2009)
Osmanlı’dan cumhuriyet’e sürüp gelen “halaskaran zabitan-kurtarıcı asker” geleneğinin tipik bir örneği üzerine iki farklı yorum.
“…Bir kere daha adı faul! ‘Breafing’ bir konuda ‘kısaca’ bilgi vermek anlamına gelir. İki saat süreni ‘nutuk’ faslına girer. Ama bu netîceten şeklî bir husus. Aslında konuşmayı ben de beğendim. Sayın Genelkurmay Başkanı; anayasa, laiklik, modernizm, modernite, cemaatler, milliyetler meselesi, Kemalizm, Huntington, Montesquieu ilh. gibi konulara ne kadar hakim olduğunu bilvesîle bir kere daha ısbatlamış oldu. Biliyorsunuz, genelkurmay başkanları bunlarla uğraşsınlar diye o makama getirilirler. TSK’nın 2010’lu yıllardaki örgütlenme biçimi, stratejileri, yeni bir çağda oynayacağı rol vs. gibi teferruatı ise herhalde fırsat düşerse gümrük ve tekel bakanı yahut PTT genel müdürü bizlere anlatır.
Ancak eksik bulduğum hususlar işsizlik sorununa hangi çareleri tasarladığını söylemeyişi ve IMF ile görüşmelerde hangi taktiklerin izleneceği meselesinde talîmat vermemiş olması. Bir de Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’nün telleri kağşamış, o iş ne olacak? Özünde ağlanacak bir durum olmasa hatta insanı tebessüm bile ettirebilecek bir levha-i ibret. Tasavvur buyrulsun ki Genelkurmay Başkanı salona girince bizim ‘meslekdaşlar’dan önemlice bir bölümü sustalı maymun gibi ayağa fırlıyor. Belki ilk gören askerî teamül gereği ‘Dikkaaat!’ diye de bağırmışdır ki herkes cephesini kumandana dönerek esas duruşa geçsin…” (Bu son olsun, Yağmur Atsız, Star, 17.04.2009)
“…DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un konuşmasıyla ilgili olarak da, "AKP'nin grup toplantısının olması gerektiği saatte Genelkurmay Başkanı bir konuşma yaptı. O konuşma, içeriği ve üslubu ile bir askeri yetkilinin konuşması değildi, bir devlet başkanının konuşması idi. O konuşma ile Genelkurmay Başkanı, devlet başkanlığını ilan etti. Buna göz yuman Erdoğan da artık inisiyatifsiz bir Başbakan olduğunu ilan etti"…” (DTP'li Ayna: 'Org. Başbuğ devlet başkanlığını ilan etti'!, www.32gunhaber.com, 22.04.2009)
Göçtü kervan kaldık dağlar başında; Nezdinizde akreditasyonum (kredim, değerim, itibarım, saygınlığım) yoksa paşam, ya ben ölim mi?
“Komutan gazeteciyi dağda bıraktı. BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazadan sonra korkunç bir 'akreditasyon olayı'nın yaşandığı ortaya çıktı. Kar ve aşırı soğuğa aldırmadan enkaz bölgesine giden Cihan Haber Ajansı kameramanlarından Lütfi Aykurt'a jandarma arama kurtarma ekibi, 'seni burada bırakamayız, helikopterle götürelim' davetinde bulunur. Ancak bölgede bulunan bir komutan buna engel olur. Akredite olmadığı gerekçesiyle helikoptere binmesine izin verilmeyen Aykurt, dağ başında bırakılır. 4,5 saat yürüyerek 2 bin 500 metrelik dağdan kendi imkânlarıyla inmek zorunda kalan genç gazeteci ölümden döndü. Doğan Haber Ajansı (DHA) Adana muhabiri Ali Güleryüz'ün yardım isteği ise geri çevrilmedi…” (www.zaman.com.tr, 16.04.2009)
Ne mutlu Türküm diyene!? ya da “Türküm, doğruyum, çalışkanım…”
Ahmet Bey, sabah saat 7.00'de Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı. Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi. WC'ye uğradıktan sonra banyoya geçti. Clear şampuan ve Protex sabunuyla duşunu aldı. Colgate ile dişlerini fırçaladı. Braun ile saçlarını kuruttu. Bill's gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi. Lipton çayını içti. Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi. Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine Bye deyip Hyundai otomobiline bindi. Blaupunkt radyosunu açarak, rock müziği buldu. Ağzına bir Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki Mega Center'daki ofisine varınca, Toshiba bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel'e girdi. Ofisboy*'dan Nescafe'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi. Öğlen Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü, Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi. Camel sigarasını yakıp Star gazetesini karıştırdı. Akşamüzeri iş çıkışı Image Bar'a uğrayıp JB'sini yudumladı, sonra köşedeki Shopping Center'a uğradı... Eşinin sipariş ettiği Ariel deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kağıdı, Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı. Bonus kartıyla ödemeyi yaptı. Hafta sonu eşi Münevver'le Galleria'ya giden Ahmet Bey, Showroom'ları dolaşıp Converse ayakkabı, Lee Cooper blue jean satın aldı. Akşam evde bir gazetenin verdiği TV Guide'a göz atan Ahmet Bey, kanallar arasında zapping yaparak, First Class, Top Secret, Paparazzi gibi programlar izledi. Aynı anda Outdoor dergisini karıştırdı. Uykusu gelen Ahmet Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti. 'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu. Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil. (İnternet/anonim)
Bu ne yaman çelişki anne…
Zengin tatilcilerin ayakları artık yanmayacak. Dubai'deki "Plazzo Versace" oteli, zengin konukları için plaj kumunu soğutarak turizm sektöründe bir ilke imza atacak. (Sabah, 15.12.2008)
Mozambik Tarım Bakanlığı, kuraklık, pahalılık ve gıda stoklarının bulunmamasının etkilediği ülkenin orta ve güney kesimlerinde yaklaşık 500 bin kişinin gıda ihtiyacı olduğunu ve ailelerin günde tek öğün yiyebildiğini bildirdi. (Sabah, 15.12.2008)
Arap yarımadasının cazibe merkezi Dubai'de bir otelin açılış gecesi için 20 milyon dolar harcandı. Hollywood ünlülerinin de katıldığı davetliler için özel yemek menüleri hazırlandı. Bin şişe şampanya patlatıldı. (Sabah, 22.11.2008)
ABD'nin 2001 yılında işgal ettiği Afganis­tan'da durum iç açıcı değil... Zira hükümetin ve müttefik güçlerin Kabil dışında kontrolü sağlayamadığı ülkede Afganlar bir yandan da fakirlikle mücadele ediyor. Afganistan'da fakir aileler hayatta kalmak için çocuklarını satmaya başladı. İngiltere'deki Channel 4 kanalı tarafından yayınlanan bir belgeselde zengin aileler Afgan çocukları ekmek alacak parası olmayan fakir ailelerinden satın alıyor. Çocuklar için gelen zengin aileler bin 500 dolara yakın para ödüyor. (Sabah, 24.12.2008)
Kız çocuk doğurmanın suç olduğu ülke Hindistan... Ülkede son 20 yıl içinde 10 milyon bebek fetüs yalnızca cinsiyeti kız olduğu için eş ve kayınvalide baskısıyla anne karnında öldürüldü. (Sabah, 24.11.2008)
Unutma, unutturma! Ve tuhaf bir yorum.
“…‘Medeniyetler Çatışması’ tezinin mimarı Huntington’ın son nefesini verdiği saatlerde İsrail, Yahudilerin kutsal günü sayılan, çalışmanın, ateş yakmanın, paraya dokunmanın, arabaya binmenin dahi yasak olduğu Şabat günü Gazze Şeridi'ni cehenneme çeviren bombardımanı başlattı. Saldırı, Gazze'de çocukların okuldan çıktığı sırada düzenlendi. Dumanların yükseldiği kentte annelerin çocuklarını bulmak için gösterdiği çabalar yürek burkutucuydu. Üstelik İsrailli yetkililer Gazze saldırısının henüz "başlangıç" olduğunu açıkladılar… Bu nasıl bir ruh halidir? Fakat bu saldırıdan tarihin not defterinin satır aralarına, Hamas polis güçlerine katılacak yeni polisler için düzenlenen mezuniyet tören alanına yağdırılan bombaların ardından objektiflere yansıyan görüntüler geçti. Böyle bir günde bombardıman emri vermek nasıl bir ruh halinin ürünüdür, takdiri dünya kamuoyuna bırakıyorum
Yaralı Filistinli polisin son nefesini verirken yukarı kaldırdığı elinin işaret parmağıyla “Allah birdir” işareti yaparken son nefesinde zikrettiği kelime-i şahadet görüntüsü tüm İslam dünyasının vicdanlarına kazındı…” (Ölümü tam da o güne denk geldi, Prof. Osman Özsoy, www.ha­ber7.com, 29.12.2008)
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin: “İsrail’in bu tahrikleri sürdükçe terörle mücadelede başarılı olmak mümkün değildir”. (www.radikal.com.tr, 04.01.2009)
Biraz duygu…
Okulun ilk gününde 5.nci sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa’yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, bayan Mediha onun kağıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x) yapmaktan ve kağıdın üstüne büyük "F" (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu. Bayan Mediha’nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa’nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı. Mustafa’nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: “Mustafa gülmeye hazır, parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli" İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor."
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa’nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evdeki yaşamı yakında onu etkileyecek." Mustafa’nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı. Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa’nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti. Mustafa’nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı. Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha, pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı. " Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz."
Bir ayet ve tefsiri
“,…onlar sizin için örtü, siz de onların örtüsüsünüz,… - ,…hünne libasün leküm ve entüm libasün lehünne,…” (Kur’an; Bakara / 187)
Dizi setinde başlayan aşkları evlilikle sonlanan Uğur Pektaş ve Gamze Özçelik ilk kez konuştu.
-Ne kadar sonra evlendiniz?
-G.Ö: İki sene dolmadan önce evlendik. Yani ilişkinin başından beri biz sanki evliydik.
-U.P: Aynen öyle, evlilik bana hep gereksiz gelirdi ama evlendikten sonra aslında ne kadar değerli, kutsal olduğunu anladım. Evlilik, aslında bir ülkenin kolonları gibi yani ülkeyi ayakta tutan mercidir.
-28 yaş, erkekte biraz erken değil mi evlilik için?
-G.Ö: Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. O biraz ruhla alakalı. Evet, yaşça olgunlaşmak önemli ama iç olgunluğu yakalamak daha önemli, evlilik güzelmiş.
-U.P: Şimdi 30 oldum. Annem-babam ben 13 yaşımdayken boşandılar. Ailenin değerini belki boşanmış olmasalardı anlayamayacaktım, çocukluğumdan beri gözlem yaparım. Maalesef devamlı ayrılan insanlar görüyorum çevremizde ve diyorum ki neden? Hani iyi günde kötü günde beraber olacaktınız, şimdi ne oldu? Aslında belki de en önemlisi, tutamayacağımız sözler vermemeliyiz.
-Siz kaç yaşındasınız?
-G.Ö: 26 oldum.
-U.P: Doğru insanı bulduğuna inandığın zaman ona sıkı sıkı sarıl ve bırakma hatta evlen çünkü evlenmediği sürece yanlış şeyler yapılabiliyor insan. Tabii doğru bir evlilik şart.
-Gamze Özçelik, hayatta istediğiniz şey ne bugün?
-G.Ö: Huzur ve güven. Uğur'a çok güveniyorum. Ben Uğur'a her zaman çok güveniyorum, en başından beri. 'Biz birbirimize emanetiz' diye düşünüyoruz. Ben de onu korurum, o da beni korur, biz de ilişkimizi koruruz her türlü.
(Sabah, Cumartesi Röportaj, 19.12.2008)


Makaleyi Paylaş

Yorumlar
Ara
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

ÜYE İSTATİSTİĞİ

Bütün Üyeler : 92
En Son Üye : aykut akça
Online Üyeler : 0
Bugün : 0 Üye
Bu Hafta : 0 Üye
Bu Ay : 0 Üye

EN SEVİLENLER

Son Yorumlananlar