İktibas Dergisi Web Sayfasına Hoşgeldiniz

Ramazan Sonrası İslam

e-Posta Yazdır PDF

ramazansonra_Bir Kur'an ayı Ramazan’ı daha geride bıraktık. Ramazan’ın ve Ramazan’ın Kur'an ayı olmasının, yerine göre salt edebî söylemlere konu yapılmasını bir tarafa bırakalım; gerçek olarak Kur'an iklimini yaşayan, Kur'an sağanağı altına girip iyice ıslanmak isteyen mü'minler de oldu. Medya denilen, kimi İslam karşıtı merkezlerin İslam düşmanlığı aygıtı, Müslümanların Ramazan iklimini olabildiğince kokuşturmak için elinden geleni yaptı. Allah'a din öğretmeye kalkışan, sözde Müslümanlığını Allah'a minnet yapan kimi bedeviler, kendi hevâ ve heveslerinin dinine göre bir 'örtü' (yani örtüsüzlük) tanımı yapmaya kalkıştılar. Böylece, kendilerini hiç alakadar etmediği halde, Müslüman hanımların, Allah'ın örtünme emrine teslimiyetlerini ciddiyetsizleştirmek istediler. Fakat tabi ki İslam, birkaç bedevînin bu tür saldırılarıyla sarsılmayacak kadar büyük, yüce ve şerefli bir Din'dir.

Bütün bunlara rağmen, Ramazanlarda Kur'an okumalarının arttığını, Kur'an merkezli sohbetlerin yoğunlaştığını görmezden gelemeyiz. Bunun için de Rabbimiz Allah'a şükür etmeliyiz. Belki mü'minlere düşen vazife, Ramazan ayını sabote etmek isteyen bedevilerden yakınmak yerine, bir sonraki Ramazan’ın tam anlamıyla Kur'an ayı olarak yaşanması uğrunda hangi katkımız olacağına şimdiden kafa yormaktır.

Bununla beraber esas olarak bir de şuna kafa yormamız gerekmektedir: Ramazan ayı geride kaldı fakat Şevval ayı, Kur'an'sız bir ay mı olmalıdır? Şevval de, Zilkâde, Zilhicce ve Muharrem ayları da Kur'an ayı değil midirler? Hiç şüphesiz yılın bütün ayları Kur'an aylarıdır. Ramazan’ın Kur'an ayı olması, Kur'an'ın o ayda indirilmeye başlamış olması demektir. Fakat dikkat edilirse, Kur'an bütün aylarda indirilmiştir. Kur'an hayattır ve hayat, yılın on iki ayında devam etmektedir. Allah'a kulluk on iki ay, 365 gün ve 24 saat boyunca devam eder. Müslümanlıkta kesinti yoktur. Dolayısıyla, şu an itibariyle, Şevval’de ve takip eden aylarda, tıpkı Ramazan’da olduğu gibi, Kur'an'la ilişkimizi nasıl sürdürebilirizin muhasebesini yapmamız gerekir.

Ramazan'ın, dolayısıyla oruç ibadetinin mü'minlere kazandırdığı birçok eğitim vardır. Bunlardan biri, ibadetin sadece Allah'a yapılacağının en yalın biçimde hissedilmesidir. Öyle sanıyorum ki, gösteriş niteliği olmayan tek ibadet oruçtur. Çünkü durup dururken, sizin oruç tuttuğunuzu kimsenin bilmesi beklenmez. Oruçta insanlar, bir ibadeti sırf Allah rızası için yapmanın hazzını duymakta, bu vesileyle kendilerine güvenleri artmaktadır. Öyleyse, Ramazan sonrasında da, sırf Allah için yaptığımız ibadetlerimize devam etmeliyiz. Bir başka ifadeyle, namazımız, ibadetlerimiz, hayatımız ve ölümümüz âlemlerin Rabbi Allah için olmaya devam etmelidir. Hayatımızda Allah'tan başka gaye yer edinmemelidir.

İbadetimiz Allah için olduğuna göre, yardımı da Allah'tan beklemeliyiz. Allah'ın dışında, Allah'la aramıza hiç ama hiç kimseyi koyamayız. Tevhidin, şirkin hiçbir boyutuna, hiçbir miktarına ve hiçbir tonuna tahammülü yoktur. Din'i siyah-beyaz ikileminde algılayan mü'minleri hafife alanlar varsın alsınlar. Biz Din'i tamamen Allaha has kılmalı, Allah'tan başka hiç kimseyi Din'in sahibi gibi algılamamalıyız. Rasûlullah'ı (sav) Allah'ın Rasûlü ve kulu olarak bilmeli, Allah'ın ortağı sanmamalıyız. Onu Allah eş yapanlar, bizi asla itikadımızdan saptırmamalıdır.

Burada, Ramazan sonrası hayatımızla ilgili, her müslümanın alabildiğine hassas olması gereken çok önemli bir hususun daha vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Şöyle ki, Ramazan sonrası hayatımız, Ramazan'da okuduğumuz Kur'an mucibince olmalıdır. Zaten Kur'an, salt kıraet edilmek için değil, hayatımızın ona göre tanzim edilmesi için vardır. Alak suresinin ve kendisine gelen bütün vahyin ilk kelimesi olan 'iqra!', Peygamber (a.s)'ın bütün hayatı Allah adıyla ve Allah adına okumasını talim ediyordu. Hayatını Allah adı mihver olacak biçimde tanzim etmesi isteniyordu. Bizden de istenen de, Muhammed'den istenenden farklı değildir. Muhammed (sav)'in sünnetine tabi olmak da budur.

Kur'an okuyan Müslümanlar olarak, sadece hayatı siyasî olarak değerlendirirken, siyasî gidişatı yorumlarken değil, her türlü kişisel yaşantımızda, günlük ilişkilerimizde, alış-verişimizde, tüketim biçimimizde, insanlarla muamelelerimizde, Müslümanlarla münasebetlerimizde, ailemiz, akrabalarımız, komşumuz ve sair insanlarla olan hukukumuzda mutlak surette Allah rızasını gözetmek, tamamen Kur'an'a bağlı kalmak zorundayız. "Yaratan Rabbinin adıyla oku!" emrinin açılımı budur. Mademki Allah ve Rasûlü bir işe hükmettiği zaman, mü'min erkek ve kadınların muhayyerlik hakkı yoktur, bu işaret ettiğimiz ilişki biçimlerinde de hiçbir müslümanın tercih hakkı olamaz. İlişkilerimiz tamamen Allah'ın buyruklarına muvafık olmak durumundadır. Belki de bizlerin asıl kimliğimizi ve kişiliğimizi bu ilişkiler belirleyecektir.

Allah, mesela mü'minlerin kardeş olmaları gerektiğine, mü'minlerin birbirlerinin evliyası olduğuna hükmetmiştir. Allah Rasûlü bu hükmü tebliğ etmiş ve kendisi de bunun kusursuz örnekliğini ortaya koymuştur. Şu halde hiçbir müslümanın, bunun aksine bir tasarrufu söz konusu olamaz. Allah öyle buyurmuş ama ben Müslümanları kardeş bilmek zorunda değilim diyemez, böyle bir tercihde bulunamaz. Hatta bunun da ötesinde, her bir Müslüman, Müslümanlar arasında kardeşliğin tahakkuku ve yayılıp gelişmesi, kalite kesp etmesi, kıvama ermesi için çaba sarfetmek, inisiyatif almak mecburiyetindedir. Çünkü okuduğumuz Kur'an bunu emretmektedir.

Yaşadığımız hayatın müslümanca bir hayat olması için, içinde bulunduğumuz toplumun bir İslam toplumu olması için, mü'minlerin kardeşliği, olmazsa olmaz şarttır. Henüz kendileri kardeş olamamış, Allah'ın, insan fıtratına muvafık emirlerini tam olarak hayata geçirememiş kişiler bir toplumu nasıl dönüştürebilirler? İslam'ın en temel prensiplerini içlerine sindiremeyen kimseler, başkalarına nasıl hedefler gösterebilirler? İnsanlara iyiliği emreden mü'minler, kendi nefislerini nasıl unutabilirler?

Şeytanlar Ramazan sonrası aylarda boş durmadığına göre, şeytanın sağdan, soldan, önden ve arkadan yanaşması da son bulmamış demektir. Bu durumda, kendimizi İblis'in sokulmalarından nasıl koruyacağımızı düşünüyoruz? Acaba salt Kur'an tilaveti bunun için yeterli midir? Veya sadece medya araç-gereçlerinde icra edilen muharref dinî anlayışlara istinad eden programları eleştirmek bizi sahil-i selamete çıkartacak mıdır? Buna ihtimal vermek mümkün değildir. Bu durumda, İblis'e karşı Allah korkusu ve Allah sevgisiyle, Peygamber sevgisiyle, mü'minleri kardeş bilme hasletiyle korunma tedbirleri almak zorundayız. Dahası, Kur'an, İblis'in bütün dalaverelerine karşı bizim için tükenmez bir hazinedir. Kur'an, muhtaç olduğumuz hiçbir ilkeyi eksik bırakmamıştır. Bu hazineden sonuna kadar istifade etmeliyiz.

Ramazan sonrası hayatımızda ayrıca, İslami birlikteliklerin artırılması için gayret göstermek de görevimizdir. Artık biz Müslümanların, şeytan kovalamaktan salevat getirmeye, ya da kedi kovalamaktan et satmaya zaman ayırması gerekmektedir. Başkalarının yaptığı işlerin kritiğini yapmanın sonu gelmemektedir. Önemli olan, Müslümanların, müslümanca yaptıkları işler olmalıdır. Bu açıdan Ramazan ayı, Müslümanların kendilerini sîgaya çektikleri bir mevsim olmalıdır. Yüce Kur'an'ın, onun indirildiği kadir gecesinde her hikmetli işin tefrik edildiğini haber vermesini referans alarak temenni edelim ki, bizler için de Ramazan ayı, her hikmetli, Allah rızasına uygun işlerimizin tefrik edildiği, ileriye dönük programların yapıldığı bir dönem olmalıdır. Bir nevi yıllık faaliyet planımızı hazırlamalıyız bu ayda. Yılda sadece Ramazan ayında bir araya gelen Müslümanlar, ertesi Ramazan’a kadar birbirlerini görmüyorlarsa, demektir ki, Allah'ın, haklarında vereceği hükmü beklemeleri gerekmektedir...

Allah rızası için, en basit 'risksiz' eylemleri bile yapamayan kimselerin, okudukları Kur'an'da emredilen, canla malla cihad etmek gibi büyük görevleri yapmaları, sadece satırlarda mümkün olabilir, sadırlarda değil. Kendi yoluna tabi olanlara her türlü yardımı Cenabı Allah vaat etmektedir. Allah'ın vaadine olan imanımız tam ise, şimdi O'nun yolunda işe koyulmanın tam zamanıdır.

İktibas Dergisi, Mehmed Durmuş, Ekim 2008, Sayı: 358.



Makaleyi PaylaÅŸ

Yorumlar
Ara
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir!

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 

ÜYE İSTATİSTİĞİ

Bütün Üyeler : 92
En Son Üye : aykut akça
Online Üyeler : 0
Bugün : 0 Üye
Bu Hafta : 0 Üye
Bu Ay : 0 Üye

EN SEVİLENLER

Son Yorumlananlar